DEM Parti Eş Başkanı Bakırhan’dan sert çıkış: “Halep’te yeni bir Halepçe denemesi yapıldı”
DEM Parti Eş Başkanı Tuncer Bakırhan, grup toplantısında yaptığı konuşmada İran’daki gösterilerden Halep’te yaşanan çatışmalara kadar birçok başlıkta sert eleştirilerde bulundu.
Gelişmelerden anında haberdar olmak için Google News'te F5Haber'e abone olun
F5Haber'e Google News'te abone olun
Abone OlDEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasının önemli bir bölümünü Halep’teki gelişmelere ayıran Bakırhan, Kürt mahallelerine dönük saldırılara sert tepki gösterdi.
Halep’teki Kürt mahallerine dönük Şam yönetimine bağlı güçlerin saldırılarına dikkat çeken Bakırhan, yaşananları Halepçe’ye benzeterek “Son 10 gündür hepimizin gözü kulağı Şey Maksud ve Eşrefiye mahallelerindeydi. Dünya Venezuela ve Karayiplerdeki haydutlukları konuşurken yanı başımızda Halep’te sessiz bir soykırım provası yapıldı" dedi.
Bakırhan'ın açıklamalarından satır başları şöyle:
"2026'ın ilk günleri yeni bir dönemin habercisi oluyor. Artık kimse yastığa başını huzurla koyamıyor. Dünya, temeli çatlamış bir bina gibi sallanıyor. Dünyada artık kural değil pazarlık işliyor. Egemenlik bir tapu senedi gibi değil, her an ihlal edilen bir olguya dönüştü. Hukuk, iktidarın elinde halkı hizaya sokan bir sopaya çevriliyor.
Savaşlar da artık cepheden ibaret değil. Avrupa'da yıpratma, Ortadoğu'da sıcak çatışma, batı yarımkürede tahakküm var. Pasifikteki gerilimler ise tüm dünyayı ilgilendiriyor. Peki tüm bunlar bize ne anlatıyor? Bu yeni dönemi doğru okumayan, kendi siyasetini de doğru kuramaz. Bizim görevimiz, korku siyasetine karşı kurucu demokratik bir siyaset inşa etmektir. Üçüncü yolu çok daha fazla sahiplenmektir. İçeride toplumsal barışı büyütmek, dışarıda ise halkların eşitliği ve hukuk için yeni bir dayanışma hattı örmektir.
İran'daki gösteriler
İran'daki gelişmeleri dikkatle takip ediyoruz. Sokak, çarşı, esnaf, işçi, kadınlar ve gençler 'yeter' diyor. Kürt kentlerinde yoğunlaşan baskı, ayrımcılık ve şiddet ise rejimin tekçi, mezhepçi ve merkeziyetçi karakterini tüm dünyaya ilan ediyor. Yüksek enflasyonun, işsizliğin, ağır yaşam koşullarının altında ezilen halklar, barışçıl biçimde itiraz ediyor. Bu itiraz, en temel ve meşru haktır. Rejimin cevabı ise yine aynı: Cop, gözaltı, cezaevi, idam tehdidi.
"Demokrasi, İran için bir beka tehdidi değil, tek çıkış kapısı"
Hiçbir iktidar, kendi yurttaşlarının iradesine rağmen kalıcı olamaz. Ülkenin internetini, iletişimini komple keserek sessizlik karantinasına alarak çözüm getiremezsiniz. Şalterleri indirerek meşruiyet üretemezsiniz. Ülkeyi 'açık hava hapishanesine' çevirmekle sorunları çözemezsiniz. Demokrasi, İran için bir beka tehdidi değil, tek çıkış kapısıdır. İran'ın ve Ortadoğu'nun geleceği; copların ve darağaçlarının gölgesinde kurulamaz. Kürt'ün, Fars'ın, Azeri'nin, Beluç'un ve kadınlar ile gençlerin eşit yurttaş olduğu demokratik bir zeminde kurulabilir. 21. yüzyılın siyasi formülü şudur: Demokratik rejimler tüm tehditlere rağmen ayakta kalır. Demokratik olmayan ve iç barışını sağlamayan rejimler ise kuralsız dünyada darmadağın olma riskini hep yaşar.
Safımız da çağrımız da nettir: Halkların haklı direnişinin yanındayız. Baskının değil demokrasinin, yasakların değil özgürlüklerin yanındayız.
Halep'te yaşananlar
Bugün Halep gündemi üzerinde ayrıca durmak istiyorum. Son on gündür hepimizin gözü kulağı Şeh Maksud ve Eşrefiye mahallelerindeydi. Dünya Venezuela ve Karayipler'deki haydutlukları konuşurken, yanı başımızda, Halep'te sessiz bir soykırım provası yapıldı, yapılmaya devam ediliyor. Şam rejimi ve Türkiye'nin güdümündeki çeteler, IŞİD'in yarım bıraktığı işi tamamlamak üzere harekete geçtiler. Şeh Maksud ve Eşrefiye mahallesinde yaşayan yüz yıllık sakinlerine terörist diyenler gerçeği çarpıtıyor. Biz canlı yayınlarda IŞİD'in mahallelere akın ettiğini gördük. Öyle ki üniformaları bile değiştirme gereği duymamışlar. Biz bu zihniyeti iyi tanıyoruz. Enfal'den tanıyoruz, Şengal'de kadınları köle pazarlarında satan, Kobani'de vahşeti dayatan o zifiri karanlıktan tanıyoruz. Biz bunları daha geçen gün esir aldıkları bir Kürt kadın savaşçıyı binadan aşağı attıkları alçaklıklarından da tanıyoruz.
"Halep'te yeni bir Halepçe denemesi yapıldı"
Bakın, Halep'te bir binadan aşağı atılan kadın savaşçıya sessiz kalan da, bu vahşeti yapanları destekleyen de gün yüzü görmez. Hiç sözü eğip bükmeden net olarak ifade edeyim: Halep'te yeni bir Halepçe denemesi yapıldı. Buradan o karanlık hesapları yapanlara sesleniyoruz: Kürtleri 'soykırım kıskacında' tutarak, çürümüş rejimlerinizi ayakta tutamayacaksınız. Kürde soykırım salık vererek siyasi hesaplarınızı gerçekleştiremeyeceksiniz, çünkü biz biz izin vermeyeceğiz. Suriye'nin sorunu; topraklarını savunan Kürtler, inançlarını koruyan Aleviler ya da Dürziler değildir. Suriye'nin sorunu Selefi, tekçi, ırkçı yönetim anlayışıdır. Kürt anasını görmesin diye tüm imkanlarını seferber eden iflas etmiş akıldır.
"Türkiye Milli Savunma Bakanlığı, 'Rejime hemen destek vermeye hazırız' dedi"
İnsanlıktan nasibini almamış çeteler, Halep'in Kürt ve Süryani mahallelerine saldırdığında BM Genel Sekreteri itidal çağrısı yaptı. ABD'den AB'ye, Kanada'dan Kürdistan Bölgesel Yönetimine kadar herkes sağduyu çağrısı yaptı.
Peki kim rejime hemen destek vermeye hazırız dedi? Türkiye Milli Savunma Bakanlığı.
Sadece birkaç dakika empati yapın. Kendinizi bu ülkenin vatandaşı bir Kürt'ün yerine koyun. Bu manzara size ne anlatır? Hangi duygular içerisinde olursunuz? Dönüp herkes kendisine bir sorsun. Hangi ülkenin televizyon kanallarında Kürt düşmanı ve ırkçılar buradaki kadar var? Kardeşlik edebiyatı yapanlara sesleniyorum: Kıbrıs Türkünün hakkını savunduğun kadar Halep’teki Kürt'ün de hakkını savunsaydın bu manzara, bu buz gibi gerçeklik ortaya çıkmazdı. Bu ülkede Kürt, Türk, Arap, Ermeni, muhafazakâr, laik, demokratlar olarak ölüm ve savaş isteyen azınlığa karşı cesur olmalıyız. Hep birlikte barış istemeli, ırkçıların maskelerini düşürmeliyiz.
"Gazze'ye ağlayıp Halep'e alkış çalan her kimse iflah olmaz bir Kürt düşmanıdır"
Tek derdi Kürtlere dönük saldırı gerçekleştirmek isteyenlere soruyoruz: Şam’ın 50 kilometre ötesinde, Golan'da başka bayraklar dalgalanırken, İsrail Şam'ın göbeğinde başkanlık binanızı bombalarken 'görünmez' olan egemenliğiniz, neden söz konusu Kürtler olunca görünür oluyor? Halep'te hastaneler vuruldu, sivil yerleşimler ağır silahlarla dövüldü. Yüz binler aç susuz bırakıldı. İsrail'in Gazze'de uyguladıkları, dün Kürtlere karşı iki mahallede uygulandı. Gazze için gözyaşı döküp, ertesi gün Halep'i Gazzeleştirmeye çalışanların ikiyüzlülüğünü herkes görüyor. Gazze'ye ağlayıp Halep'e alkış çalan her kimse iflah olmaz bir Kürt düşmanıdır.
"Paris'te İsrail ile istihbarat anlaşmaları yapıp, Halep’te Kürt'ün kafasına bomba yağdırıyorlar"
Paris'te İsrail ile istihbarat anlaşmaları yapıp, Halep’te Kürt'ün kafasına bomba yağdırmak, 'anti-Kürt' mutabakatının en kirli halidir. Bunların derdi ne İsrail'in genişlemesi ne İran'ın güçlenmesi ne de IŞİD’in canlanmasıdır. Bunların tek derdi Kürt düşmanlığıdır. Allah başınıza Kürt kadar taş yağdırsın.
"IŞİD armalı çetelerle sivillere saldırmak, hastaneleri vurmak düpedüz cinayet"
Altını tekrar çizmek istiyorum; IŞİD armalı çetelerle sivillere saldırmak, hastaneleri vurmak düpedüz cinayettir. Çağrımız herkesedir: Halep'teki bu insanlık suçuna sessiz kalmak, IŞİD zihniyetine onay vermektir. Suriye halklarının ve Kürtlerin geleceği, bu kanlı pazarlık masalarında değil, halkların onurlu direnişinde ve demokratik birliğinde yazılacaktır. Saldırılar kalıcı şekilde durdurulmalı, ambargo kaldırılmalı, insani koridor açılmalıdır. Rehin alınanlar serbest bırakılmalı, sivillere ve sağlık merkezlerine yönelik saldırılar bağımsız biçimde soruşturulmalıdır. BM rolünü oynamalıdır. Günlerdir dünyanın dört bir yanında yükselen protestoları herkes görmeli ve gerekli adımları atmalıdır.
Kürt düşmanlığından ülkenin ahvalini unutanlar ya da unutturmak isteyenler şöyle bir toplum içinde gezsinler; yoksulluğun, açlığın ve madde bağımlılığının diz boyu olduğunu görecekler. 'Kürt anasını görmesin' mantığı, dış politikada Türkiye'nin elini kolunu bağladı, toplumsal çürümeyi büyüttü, ekonomiyi çökertti, demokrasiyi felç etti, toplumu şiddet sarmalına soktu.
"Halep'te savaş tamtamlarını çalan iktidar, aynı günlerde yoksulluğun zilini de çalıyor"
'Program tuttu, başarılı' deniyor. Kürt düşmanlığı oldukça, ülkede demokrasinin esamesi okunmadıkça ne programlar tutar ne yoksulluk sorunu çözülür ne de refah gelir. Bakın, Halep'te savaş tamtamlarını çalan iktidar, aynı günlerde yoksulluğun zilini de çalıyor. Ne diyor? En düşük emekli maaşı 20 bin TL olsun. Bunu reddediyoruz. Değerli emekli kardeşim, sana reva görülen bu sefalet bir zorunluluk değil, tercihtir. SMO çetelerine maaş ödenmese, senin maaşın artar. Kürt ölsün diye cenge gidilmese senin karnın doyar. Faize milyarlar verilmese sen mutlu yaşarsın. Savaşa hep birlikte hayır desek, Kürt düşmanlığına karşı dursak, demokrasi ve hukuk istesek emin olun en düşük emekli maaşı 20 bin değil, bizim dediğimiz miktara yani en az 49 bine kadar rahatlıkla çıkarırız.
"PKK ve sonuçlarına ilişkin çerçeve yasayı bir an önce çıkarmalıyız"
Bölgede fırtına büyürken en büyük güç, iç barıştır. Suriye'de çözümün yolu anti-Kürt siyasetin bitmesinden; Türkiye'de demokrasinin yolu da barışın ciddiyetle sahiplenilmesinden geçiyor. Bu bağlamda barışa giden yolda Meclis'in masasında duran ortak raporu çok önemsediğimizi tekrar belirtelim.
Ortak rapor, bu ülkenin ortak geleceğinin pusulası olmalıdır. Gelin bu pusulaya çekinerek değil, hakiki ve cesur bir uzlaşıyla sarılalım; çünkü çözümde ortaklaşmak, herkese kazandıracaktır. Bütün partiler Kürt meselesini hukuki zemine taşıyacak adımlar konusunda cesur olmalı. PKK ve sonuçlarına ilişkin çerçeve yasayı bir an önce çıkarmalıyız.
DEM Parti olarak biz, barışa ulaşmak için her türlü çabanın içinde olacağız."
"10 Mart mutabakatına uymayan SDG değil, Kürtler değil, rejimdir"
Grup toplantısında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin açıklamalarına da yanıt veren Bakırhan, "Siyasette olması gerekenlere değil olanlara bakalım. Halep'teki vahşete bakalım. 10 Mart mutabakatına uymayan SDG değil, Kürtler değil, rejimdir. 1 Nisan anlaşmasıyla SDG, Halep mahallerindeki ağır silahlarını çekmedi mi? Silahlı militanlarını çekmedi mi? Buna rağmen oraya saldırılıyorsa 10 Mart mutabakatına uymayan Şam yönetiminin kendisidir. Daha kısa süre önce Alevilere, Dürzilere açık katliam yapanlar bugün Kürtlere yerini çevirmiştir. Bu da somut bir gerçek değil mi? Biz buna sessiz kalmayacağız sayın Bahçeli. Size düşen oradaki Kürtlerin hakkını, hukukunu müdafaa etmektir. Türk-Kürt kardeşliği diyorsunuz, alın size fırsat" diye konuştu.
"Halep'te IŞİD çeteleri ve rejim, sivil Kürtlere saldırdığında bu ülkenin Savunma Bakanı değil mi 'Desteğe hazırız' diyen?"
"Sayın Bahçeli, 'Türkler ve Kürtler kader ve kederde birliktedir' diyor. Kürtler de soruyor, 'Neden keder kısmı hep bize düşüyor' diyor. Hani ikisinde de ortaktık?" diyen Bakırhan, şu ifadeleri kullandı:
"Halep'tekinin kederi biraz da sizi ilgilendirsin. Halep'te IŞİD çeteleri ve rejim, sivil Kürtlere saldırdığında bu ülkenin Savunma Bakanı değil mi 'Desteğe hazırız' diyen? Hani kederde ortaktık? Kürtler Ankara'da, Şam'da çözümü ararken, Halep'te katliamla yüz yüze bırakılmasının bir izahı var mıdır?
"27 Şubat çağrısının arkasındayız, Meclis de artık somut atsın"
Sayın Bahçeli haklı bir şey söyledi. Sayın Öcalan'ın rolünü vurguladı. Biz de soruyoruz; 40 günü aşkındır sayın Öcalan ile bir görüşme yok. Bir yıldır rolünü oynayacağı koşulların oluşması için çağrı yapıyoruz ama ortada henüz bir şey yok ya da bizim bildiğimiz bir şey yok. Diyoruz ki; sayın Öcalan'ın özgür yaşam ve iletişim koşullarının sağlanması gerekmiyor mu?
DEM Parti elbette sürecin sağlığı ve selameti için, kalıcı bir barış için önerileri olur ve olacaktır. Sayın Bahçeli parmak sallayanları görmek istiyorsa lütfen bu akşam televizyon kanallarını izlesin. Parmak sallayan iktidar yöneticileri ve medyadaki yüzleri bizzat kendisi görecektir. Bizim uyarılarımız parmak sallamak değil, barış için el uzatmaktır. DEM Parti olarak 27 Şubat çağrısının arkasındayız, çözümden yanayız, barıştan yanayız. Sorumluluk sahibi olan yürütme erki de Meclis de artık somut adımlar atarak bunun arkasında durduğunu pratik adımlarla kanıtlasın."
"Türkiye'de madde bağımlısı sayısı 2025'te 15 milyona yaklaştı; kullanım yaşı bazı çalışmalara göre 9'a kadar düştü"
Bakırhan, Türkiye'deki madde bağımlılığı ve emekli aylıklarındaki artışa yönelik olarak da şunları söyledi:
"Dünya Uyuşturucu ile Mücadele Federasyonu verilerine göre Türkiye'de madde bağımlısı sayısı 2025'te 15 milyona yaklaştı. Kullanım yaşı 12'lere, hatta bazı çalışmalara göre 9'a kadar düşmüş. Bu tablo dehşet verici.
Çocuk ve gençler bağımlı hâle getiriliyor, suç ağlarında kullanılıyor.
Sosyal medyada insan öldürmeye ilişkin olarak fiyat listeleri yayınlanıyor. Sokaklarda uyuşturucu çeteleri cirit atıyor. Türkiye'de uyuşturucu sorunu münferit bir sorun değildir. Toplumsal çürümenin sonucudur. Sistematik bir sorundur.
Halkın içi yanıyor: Uyuşturucu, kumar, ekran bağımlılığı her yere yayıldı. Bu çürümeden çeteler para kazanıyor, sistem görmezden geliyor; sonuçta yaşamlar dağılıyor. Gelecek karartılıyor. Bu durum toplumda yaşanan çöküşün en sarsıcı göstergelerinden biridir.
"Medya önünde yapılan göstermelik birkaç operasyonla bu işi sonlandırmak mümkün değil"
Bağımlılıkla mücadele yalnızca tedavi ya da rehabilitasyon politikalarıyla çözülemez. Bağımlılık, bireysel tercihlerden çok toplumsal koşulların, çevresel etkenlerin ve sistemin neden olduğu bir halk sağlığı sorunudur. Bağımlılıkla mücadele barınma, eğitim, istihdam, sosyal destek, çevre düzeni ve toplumsal adalet politikalarının da bir parçasıdır. Yani bir toplumda bu koşullar iyileşmeden bağımlılığın azalması mümkün değildir.
Bileşeni olduğumuz HDK, uyuşturucuyla mücadele konusunda çok önemli bir çalışma yürütüyor. HDK Sağlık Meclisi'nin bu konuda yaptığı çalışma son derece değerli. Yerel yönetimlerimiz bu alanda yoğun çaba harcıyor. Belediyelerimiz bünyesinde Madde Bağımlılığı ile Mücadele Merkezleri kuruldu, önemli çalışmalar yürütülüyor. Durum vahimdir. Öyle medya önünde yapılan göstermelik birkaç operasyonla bu işi sonlandırmak mümkün değildir. Her bir yurttaşımızı ve kurumları uyuşturucu ve madde bağımlılığına karşı kolektif mücadeleye davet ediyoruz.
"İş bırakma kararı alan KESK emekçilerini destekliyoruz"
Artık emeklinin sofrasının dolmasıyla Kürt'ün hukukunun tanınması, işçinin hakkını almasıyla Alevinin eşit yurttaş olması aynı başlığın konusu, aynı çözümün pencereleridir. Bir kere daha tekrar ediyoruz. Gelin Kürt'ün canıyla emeklinin aşını birlikte koruyalım. 86 milyonun hukukuyla işçinin hakkını birlikte büyütelim. Bu vesileyle 14 Ocak tarihinde KESK tarafından Türkiye genelinde iş bırakma eylemi kararı alındı. Yeni yıla girer girmez iğneden ipliğe yapılan zamlara karşı kamu emekçilerine verilecek maaş artışının hiçbir değeri kalmamıştır. KESK emekçilerinin zam ve gösterge başta olmak üzere haklı taleplerinin tümünü destekliyoruz. 14 Ocak eylemine de tüm gücümüzle destek vereceğiz."
