Gerçek hikayelerin, gerçeküstü sanatçısı: Vahap Aydoğan

Sanatın görünüşlere, olaylara ve geleneklere dayanan düşsel bir gerçek yaratmasına usulca izin veren ünlü ressam Vahap Aydoğan, gerçeğin açık algısını nicedir instagram sayfasından resmediyor. İnsan biyografilerini sanatseverlerle paylaşan Aydoğan, önce bir "ayna" sonra "ressam" olduğunu söylüyor. Diler Özer bu sıra dışı dünyanın kapılarını bizler için araladı.

İnsan yoğrulduğu coğrafyanın bir parçası,  Ve elbette insan etnik kimliğinin genetiğinde yer edindiği yazılımın harmanlanmış halidir… 

Vahap Aydoğan kendisini, insanları ve yaşadığı dünyayı –bir nebze de olsa- iyileştirebilmeye, dönüştürebilmeye adamış bir sanatçı.

Yaptığı işi “gerçeküstü biyografi ressamlığı” olarak adlandırıyor. İnsanların hikayelerini dinliyor ve sorduğu sorularla onlara ayna tutmaya çalışıyor. Dinlediği hikayeleri kendi aynasından geçirip stilize bir biçimde tuvale resmediyor. Her tablodaki hikaye gerçek ama silüetler temsilî. Hikaye ise imgelerde gizli. Adeta bilgiyi parçalayıp şifreliyor ressam tuvalin sağına soluna. Ama alışılmadık yerlere, alışılmadık biçimlerde saklıyor. Çözmek, görene kalmış.

Öte yandan, ortaya çıkan sonuç, yani resimler işin sadece görünen kısmı. Ardında oldukça meşakketli bir çalışma süreci var. Yaşadıklarını, yaşayamadıklarını, acılarını, sevinçlerini, en gizli kalmış duygularını ve sırlarını ona döküyor çalıştığı kişiler.

113

Belki de kendilerini başka birinin gözüyle görüp (onun yansımasından) anlamaya/bulmaya dönük bir ihtiyaç bu. Ona göre tablo, kişinin (olası) başka hayattaki yansıması. Bu süreçte kişi ile tablosu yani kişinin gerçekliği ile gerçeküstü yansıması arasında bir köprü vazifesi gördüğünü söylüyor ressam. Bu nedenle bir tür farkındalık yaratma ve sanat terapisi olarak da adlandırıyor yaptığı işi. Vahap ile sanatını, çalışma sürecini ve bu sürecin çalıştığı kişilerde ve bir sanatçı olarak kendisinde yarattığı etkileri, değişimi ve umudu konuştuk.

Her sanat eseri ardında bir hikaye barındırır. O hikaye, sanatçının elinde başka bir anlatıya dönüşür, zenginleşir. Sanatçı, bir yaşanmışlığı anlatırken, bir yandan da o hikayenin başka türlü yaşanabilme olasılıklarına da kapı aralar. Ve her bir hikaye izleyici/dinleyici ile buluştuğunda, üzerine başka hikayeler yazılır. Belki de sanatın gücü burada yatıyor: Farklı okumalara açık olması, yeniden ve yeniden yazılabilmesi ve başka bir gelecek tahayyülünün mümkün olduğuna dair umudu gerçekleştirme kapasitesi.

Yaşadığımız coğrafyada ve dünyada, tüm savaşların, şiddetin ve acıların gölgesinde, sanatsal yaratımın iyileştirici gücüne tanık oluyoruz; hem bireyler hem de toplumlar olarak. O iyilik, bazen bir şarkı, bir resim ya da bir şiir yoluyla ruhumuza işliyor. O şarkıyı söyleyen, şiiri okuyan, resme bakan kişiler çoğaldıkça yaşamaya ve yaşatmaya dönük umut da artıyor, kolektif bir çabaya dönüşüyor.

213

Öncelikle, “sürreal biyografi ressamlığı” ile ne kastettiğini bir de senin dilinden dinleyelim mi?

Sanat yolculuğumda çalışmalarımın tamamı gerçeküstü bir tarzda seyrediyor, stilize ettiğim tüm çizimleri deforme etme başka  bir boyutta çizme eğilimim vardı. Biyografi çizmeden önce de eserlerim sürreal bir çizgideydi. Kişilerin yaşamlarına duygu dünyalarına yönelince, bu tarz çalışmalara gerçek insan hikayelerini ekledim. Kısacası insanın yaşamındaki  hislerini, yolculuğunu kişilerin imgelerini keşfederek  sürreal bir tarzda ifade etmeye çalışıyorum… Son 6 yıldır biyografileri resmetmeye devam etmekteyim..

Kendini bir akım veya geleneğin içine yerleştiriyor ya da ilişkilendiriyor musun?

Hayır. Bir akım yada bir gelenek ile ilişkilendirmedim kendimi . Üniversite yada daha evvelinde elbette geleneksel yada sürreal bir katı çizgide çalışmalar az da olsa yaptım…
Aksine günümüz sanat anlayışını bir gelenek yada akımın içine sıkıştırmak, bir balığı fanusa koyup denizdeymiş hissi vermek gibi olur…

313

Bir ressam olarak beslendiğin kaynaklar –içerik ve biçim açısından- nelerdir? Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın çok dilli çok kültürlü yapısı senin eserlerinde nasıl yer buluyor?

Öz olarak , yani kendi bakış açım ile  harmanlandığım iki temel unsur var.
Ailem ve hem katı , hem de bir o kadar kültürel sanatsal anlamda tarihe ışık tutmuş olan yaşadığım kadim coğrafya….
Beslendiğim kaynak ise insan yaşamı kesinlikle…

Tüm çalışmalarımın özünde, insanın duygu dünyasına ulaşma arzusu ve yaşam serüveninde o imgeleri yakalayıp stilize etmek var . Çünkü her insan kendisini aslında bir merkez olarak görür ,bir dünya ve o dünya onun çevresinde doğasında dönüyormuş gibi bir his verir.  Evet kişide algı dünyanın merkezinin kendisi olduğunu düşünür ve öyle yaşarız hepimiz.

Böylelikle her insan kendisini bir dünya olarak hisseder bende bu gezegende dünyaları tablolarımda yeniden inşa eder, nakşederim. Özetle beslendiğim kaynak insanın kendisi…

413