ABD Irak’ta vekalet savaşını nasıl yürütecek?

2019’un son günlerinde ilk olarak Haşdi Şabi Şii milis gücü Irak’ta ABD Büyükelçiliği’ne baskın düzenledi. Büyükelçilik baskınına karşılık olarak ABD Kasım Süleymani ile birlikte 2 komutanın öldüğü SİHA saldırısını düzenledi. Sonrasında yaşanan olaylar, dünya kamuoyunda “3. Dünya Savaşı mı çıkıyor?” sorusuna cevap aratır hale getirdi.

Takip et

İNTELL4'den Taner Yener haberinde, yaklaşık iki hafta içinde yaşanan İRAN-IRAK-ABD geriliminden 2020 yılında nelerin yaşanabileceğini, 3. Dünya Savaşı ihtimalini ve İran’ın 2020 Kasım’ında ABD seçimlerini etkileme olasılığının ne olduğu sorularının cevaplarını İstanbul Ticaret Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Uğur Yasin ASAL ile İran ve ABD arasında yaşanan Irak vekalet savaşını konuştu. 

Füze saldırısı sonucu 80 ABD askerini öldürdüğünü iddia eden İran’ı ABD yalanladı. İran kendi kamuoyunu ne yaparsa yatıştırabilir?

Kasım Süleymani’nin öldürülmesi İran rejimi ve bu rejimin temel parametresi olan kamuoyu açısından büyük bir infial oluşturmuştur. Söz konusu infialin bu denli büyük olmasının arka planını, İran’ın, Irak ve Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’daki siyasetinin sahadaki uygulayıcısı olarak nitelendirilen ve kamuoyunda da karizmatik bir kişilik olarak kabul edilen Kasım Süleymani’nin kişiliği oluşturmaktadır. İran’ın Şii merkezli dış politikasının, etnik ve dini gruplar üzerinde önemli bir otoriteye sahip Süleymani üzerinde birleşmesi, İran iç ve dış siyasetinin bu denli yara alması anlamına gelmiştir.

Dolayısıyla, İran’ın vermesi öngörülen karşılıklar, bu nispette askeri ve güvenlik merkezli olacaktır. Ancak, İran’ın ABD askerlerinin Irak’taki faaliyetlerine yönelik özellikle sivil bir uçağın yanlışlıkla vurulmasından sonra daha itidalli olacağı ve mümkün manada üstü kapalı saldırılar ve somut olarak alınacak sonuçlar ile İran kamuoyuna yönelik mesajlar oluşturacağını öngörebilmek mümkündür.

2020’nin Kasım ayında ABD’de seçim var. İran ne yaparsa Trump’ın seçilmesini etkileyebilir?

Trump’ın yeniden seçilişi büyük oranda ABD ekonomisinden gelecek reaksiyonlara bağlı olarak şekillenecektir. Mevcut konjonktürde, askeri anlamda ABD askerlerine verilecek önemli oranda bir kayıp olmadığı sürece, İran’ın Trump’ın seçim sürecine etki etmesi pek olası görünmemekte. Ancak bu noktada İran’ın izlemesi gereken strateji, diplomatik mekanizmaları daha aktif çalıştırarak, ABD karşıtlığını Rusya Federasyonu ile geliştireceği bir işbirliği modeline dönüştürebilmesidir. Daha açık ifade edildiğinde Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezindeki petrol taşımacılığı ve fiyatlamalarında Rusya ile birlikte hareket edebilecek bir İran, ABD’nin Ortadoğu siyasetine ekonomik etkiler itibariyle bir engel oluşturabilecektir. İran’ın özellikle sivil bir uçağı yanlışlıkla düşürmesi, ABD’ye karşı atacağı askeri adımların da önünü bir süreliğine kesmiştir. Öte yandan, yaklaşık 2,5 yıldır ABD tarafından İran’a yönelik uygulanan yaptırımlar İran’ın iç ve dış politikadaki ekonomi politik etkisini önemli ölçüde azaltmıştır. Bu süreci de değerlendirmeye aldığınızda, İran’ın Trump’ın seçim sürecine etkisi ancak diğer ülkelerle birlikte kuracağı ABD karşıtı işbirliklerin kapasite ve performansına bağlı olacaktır.

ABD, Süleymani’yi öldürerek İran’ın askeri kanadına mı? Rejime mi saldırdı? 

Bu noktada bir ayırım yapmak çok mümkün değildir diye düşünüyorum. Çünkü esas itibariyle rejimin devamlılığı Devrim Muhafızları Ordusu tarafından yerine getirilmekte, bu ordunun içerisinde oluşacak herhangi bir boşluk rejimin geleceğinin tehlikesi anlamına gelmektedir. Bu bağlamda düşündüğümüzde ABD Süleymani’yi öldürerek ilk etapta İran rejimine ve bununla doğrudan ilintili de olarak bu rejimin koruyucusu olan Devrim Muhafızları Ordusuna yönelik bir saldırı gerçekleştirmiştir.

Süleymani’nin hedef olarak seçilmesi de bu ilişkiye merkezkaç bir etki ile zarar verme amacını taşımaktadır. ABD Süleymani gibi bir karizmatik figürle, İran’ın Irak ve Suriye üzerindeki paramiliter güçlerinin etkisini, yine rejimin silahlı kuvvetlerine saldırı üzerinden kırmayı amaçlamıştır. Tüm taşları birleştirdiğinizde bu saldırının, İran ekseninde neden bu denli etkili olduğunu anlayabilmek mümkündür.  

ABD’nin hedefi Kum kent ve Humeyni’nin mezarı mı?

Kum kenti Şii mezhebi ve İran Devrimi için çok önemli bir kenttir. İran rejiminin bugünkü felsefi temelleri Kum’a atfen inşa edilmiştir. Şiiliğin merkezi olarak kabul edilen Kum aynı zamanda İran İslam Devriminin önderi Humeyni’nin de metfun olduğu yerdir. Bu yönüyle kent, İran devleti ve kamuoyu için yüksek önemdedir. ABD’nin İran ile doğrudan bir savaşa girme ihtimalinin düşük olduğu kanaatindeyim. Nitekim her iki devlet de karşılıklı saldırılar sonrası tansiyonu düşürücü açıklamalarda bulunmuştur. ABD, İran rejimini ekonomik ve siyasal yollardan iflas edecek duruma getirme niyetindedir. ABD tarafından İran’a yönelik uygulanan yaptırımlar 21. Yüzyıl’da eşi görülmemiş türden ağır ve etkilidir. İran ekonomisinde doğrudan kendisini hissettiren bu yaptırımlar sonrası İran kamuoyunun kişi başına düşün milli gelir oranları ve satın alma gücü önemli seviyede gerilemiştir. ABD’nin asıl amacı, İran rejimini ekonomik ve siyasal olarak işlevsiz hale getirmektir. İran’a yönelik doğrudan bir ABD saldırısının, Irak veya Afganistan’daki gibi karşılıksız kalmayacağını da ABD çok iyi bilmektedir. Nitekim İran, kendisine yapılacak herhangi bir saldırıda vereceği karşılık itibariyle ne Irak ne de Afganistan’a benzemesi muhtemel bir devlet değildir.

İran milis gücü olarak Irak ve Suriye’de gerekse Yemen’de Haşdi Şabi diye adlandırılan örgütü kullanmakta. Haşdi Şabi neden kuruldu?

Haşdi Şabi örgütünün kuruluşu 2014 yılına kadar gitmektedir. DAEŞ’in Musul’dan başlayarak Irak ekseninde genişlemesi, Irak’ta yaşayan Şiiler başta olmak üzere bölge ülkeleri ve İran’ı da rahatsız etmiştir. Şiilerin dini otoritelerinden Ayetullah Ali es-Sistani'nin fetvası üzerine kurulan Haşdi Şabi, Türkçe adıyla Halkın Seferberlik Güçleri anlamına gelmektedir. 19 Aralık 2016'da Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum Kasım ayında parlamentoda kabul edilen Haşdi Şabi'yi silahlı kuvvetlere dahil eden yasayı onayladı. Bu birliktelikle örgüt, ulusal silahlı kuvvetlerin en üst düzey komutanlığına tabi oldu. İran’ın uzunca bir süredir Irak iç siyasetini belirlemede önemli bir nüfuz alanı oluşturduğu bilinmektedir. Bu durum maalesef Irak’ın mezhepsel olarak parçalanmasının bir sonucu olarak gelişmiş, Irak’ın demografik yapısı da buna müsait bir zemin oluşturmuştur. Irak’ın egemen toplumsal grubunu Şii nüfus oluşturmaktadır.

Öte yandan bu Şii nüfusun İran’ın politik ve askeri hedefleri ile entegre bir yapıya erişmesi, Haşdi Şabi üzerinden İran merkezli bir siyaset inşasını beraberinde getirmiştir. Irak’ın merkezi otoritesinden kaynaklanan güç boşluğu, İran’ın desteği ile güçlenen Haşdi Şabi örgütü ile doldurulmaya çalışılmıştır. Bu süreçle birlikte başta Türkmenler olmak üzere, Irak topraklarında yaşayan diğer etnik ve dini gruplar da Haşdi Şabi’nin artan nüfuzundan rahatsız olmaktadır. Kasım Süleymani, İran siyasetinin sahadaki uygulamasını yerine getirmesi itibariyle Haşdi Şabi ile doğrudan ilişkileri bulunan önemli bir figürdü. Yukarıda da ifade edildiği üzere, ABD’nin Süleymani’yi hedef olarak belirlemesi oldukça stratejik öneme haizdir.  

İran Hürmüz Boğazı'nı kapatabilir mi? ve "Savaş olasılığı" konusu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Boğazların statüsü, uluslararası seyrüsefere açık ve dünya ticareti açısından yadsınamaz bir nitelikte ise bu boğazların geleceğine tek başına bir devletin karar vermesi olası değildir. Bu yetki İran’ın elindedir ancak söz konusu yetkinin yukarıdaki gerekçeler karşısında yine de kullanılma tercihinde bulunulması, İran’ı bu yönüyle diğer devletler ile de karşı karşıya getirecek ve İran’ın uluslararası siyasetteki yalnızlaşma sürecini hızlandıracaktır. Bu noktada benim öngörüm İran’ın olabildiğince dünyayla entegre bir siyaset izlemeye gayret edeceğidir.

Halihazırda ABD ambargosu ile önemi oranda zayıflayan İran ekonomisi, boğazın kapatılmasıyla çok daha zayıf hale gelecektir. İran, tarihi derinliğe sahip, kurumsal hafızası güçlü bir devlettir. Dolayısıyla vereceği tepkileri de bu geniş çerçevede düşünerek yapacaktır. Savaş olasılığı da bunun bir parçasıdır. İran’ın ABD’nin Irak’taki askeri üslerine saldırması sonrası yaptığı açıklamalar dikkate alındığında, ABD ile doğrudan bir savaşa girmeyi çok tercih etmeyeceği, bunun nedenleri olarak da uluslararası siyasetin gerçekliğini ve İran ekonomisinin bu geniş çaplı savaş karşısında nedenli dirençli olabileceği konusundaki haklı endişeleri oluşturmaktadır.

SONRAKİ HABER