» » F5HABER »

Biz Türkler neden tükenemeyiz?

Meryem Uzerli'nin ülkenin en çok izlenen dizisinin başrolünü, biz sade vatandaşların dudağını uçuklatan kazancını, şöhretini, sevgilisini ve daha pek çok şeyi arkasında bırakarak ülkeyi terketmesinin üzerinden aylar geçti ancak hayatımıza soktuğu tükenmişlik sendromu kavramı gündemdeki yerini hala koruyor.

Biz Türkler neden tükenemeyiz?

Tükenmişlik sendromu günlük hayatımızın bir parçası ve dilimize pelesenk olmuş durumdayken, nihayet reklamcılar da konuya el atmış. Ezgi Mola'nın kılıktan kılığa girdiği cips reklamında, cips bittiği anda tükenen kadın karakterler Mola'nın başarılı oyunculuğu sayesinde güldürüyor. Oysa belli ki tükenmişlik sendromu hiç de öyle gülünesi bir şey değil. Zira, bu ülkede çok para ve şöhret için canını verecek insanlar varken, Uzerli bunların hepsini geride bırakıp gitti.

Uzerli'nin kaçışı sonrası sevgilisinin dizi sektörünün çalışma koşulları hakkında söyledikleri çok konuşulsa da, sade vatandaş için önemli olan, Uzerli'nin Muhteşem Yüzyıl'dan kazandığı haftalık paranın sade vatandaşın yıllık kazancı kadar olmasıydı. Sektörmüş, çalışma koşullarıymış bize farketmezdi. O kadar para bırakılıp gidilir miydi hiç? Yapımcı daha fazla para verir, Uzerli de döner dedik, ama dönmedi.

Sonra herkes kafasını ellerinin arasına alıp bir düşündü. Demek böyle birşey vardı, yani yorulunca, dayanamayacak noktaya gelince ve nihayet tükenince, herşey geride bırakılıp gidilebiliyordu. Peki nasıl?

Mesela ben annemi aradım o günlerde. Uzun uzun anlattım şöyle tükendim, böyle tükendim, İstanbul'dan kaçıp yanınıza geleceğim diye. Benim için bir odaları ve sıcak bir tas çorbaları vardır diye düşündüm. Kendimi yeniden şarj etmek için odama kapanıp, çorbamı içerken yazılarımı yazabilirdim.

Belki ileride çok satanlar arasına girecek bir kitap yazacak ve köşeyi dönecektim. Kitabımdan bir dizi bile yapılabilirdi...

Annem nasıl tükendiğimi ve tükenmişliğimi iyileştirmek için önerdiğim riskli planımı dinledikten sonra başladı nutuk atmaya. Hayal kurmak güzeldi tabii. Elbette evde bana verebilecekleri bir odaları ve bir tas çorbaları vardı ancak beni bu günler için mi okutmuşlardı senelerce? İşi bıraktıktan sonra yazmaktan sıkılınca yeniden iş bulamazsam ne olacaktı? Ülkedeki işsizlik oranından haberim var mıydı? İşten atılmayıp istifa edersem işsizlik maaşı da alamayacaktım. Üstelik yıllarca o kariyeri boşuna mı yapmıştım. Bana emek vermiş şirketime, yöneticilerime ne kadar ayıp olurdu. Hem tükenmek de neydi? Sahip olduklarıma şükretmeliydim. Benim sahip olduğum mesleğe, işe sahip olamayan ne kadar çok insan vardı bu ülkede. Annem de yıllarca çalışmıştı, insan emekli olunca çalıştığı günleri çok arıyordu, evde oturmak sıkıcıydı. Üstelik emekli olunca maaşın da üçte birine düşüyordu. Diyelim herşeyi bırakıp kaçtım, arabamı, evimi, eşyalarımı ne yapacaktım? Evi kapatsam o kadar eşyayı nereye koyacaktım? Ev dursa, oturmadığım evin kirasını çalışmıyorken nasıl ödeyecektim? Ne kadar birikimim vardı sonra? Hazıra dağ dayanmaz sözünü duymuş muydum?

Derdim tam olarak neydi? İşe daha yakın otursam daha mı az yorulurdum? Bunların hepsi insanın kendi kendini demotive etmesiydi, kendimi yeniden motive edecek şeyler bulabilirdim. Spora başlamıştım, o ne olmuştu? Haftasonları geziyordum, biraz evde oturup dinlensem daha iyi gelir miydi? Ya da iyi geliyorsa daha çok da gezebilirdim. Annem ve babam gelip bir süre yanımda kalabilirlerdi, hatta beni bir psikoloğa götürebilirlerdi. Birlikte kısa bir tatil yapabilirdik ya da yalnız başıma tatile gidebilirdim. Ama asla tükenip, işi gücü bırakıp, İstanbul'u terkedemezdim. Çünkü bu ülkede biz Türkler'in tükenme "lüksü" yoktu. Meryem Uzerli bir Alman'dı. Medeniyetin beşiğinde yaşıyordu. Orada çok daha insani koşullarda çalışıp hayatını gayet güzel idare edebilirdi. Hiç olmadı

işsizlik maaşı diye birşey vardı...

Annem bana bitmeyecek gibi gelen nutuğunu bitirdikten sonra ben tükenmekten vazgeçmiştim. Annemin de dediği gibi bu ülkede tükenmek resmen lükstü. Annem ve babam beni sevmediklerinden değil, aslında çok sevdiklerinden tükenmeme izin veremezlerdi. Tükenmek için medeniyetin beşiği Avrupa ülkelerinde doğmak gerekirdi ve ben bir Türk olarak dünyaya geldiğim için bu şansa sahip değildim.

Medeniyet ve Avrupa demişken, uluslararası bağlantılarla iş yapanlar bilir. Avrupalının tatili bitmez. Noelmiş, yaz tatiliymiş adamları ofiste bul ki iş yapasın. Çalıştıkları zamalarda da biz sabah 8 akşam 18 canımız çıkarken, Avrupalıyı 16'dan sonra ofiste ara ki bulasın. Yöneticimlerimden birinin çok sevdiğim bir sözü var: "Avrupalının dedeleri çok çalışmış, torunlar geziyor ." der. Bizim dedelerimizin tembel olduğunu düşünmüyorum ama belli ki ülke olarak daha çok yolumuz var. Ne diyelim, biz ne olursa olsun çalışmaya devam edelim, belki de torunlarımızın tükenecek lüksleri olur.

elif@soylesigunlugu.com
https://twitter.com/ellyfkaraca
soylesigunlugu.com