F5 Haber
  • BIST 100 84.218
  • DOLAR 2,0910
  • EURO 2,8087
  • ALTIN 88,158

  • İstanbul
  • Ankara
  • İzmir
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Mersin
  • Kahramanmaraş
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kilis
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Şırnak
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak
» 
» 
STAR

Bir ülkücülük eleştrisi: Yüzleşmenin kişisel tarihi

"TOPLUM 2000'LERDE DÜNYADAKİ DÖNÜŞÜMÜ DOĞRU ALGILAMIŞ AMA BENİM "ORTODOKS ÜLKÜCÜLÜK" DEDİĞİM OMURGA NE TOPLUMU NE DE KENDİSİNİ ANLAYAMAMIŞTIR."

Bir ülkücülük eleştrisi: Yüzleşmenin kişisel tarihi
STAR - 11 Ocak 2013 Cuma, 11:06

Sizi daha çok edebi çalışmalarınızla biliyorken, çok farklı bir kitapla çıktınız karşımıza. Kitap kısaca bir ülkücülük eleştirisi, bir yakın dönem hesaplaşması.

Evet, yazma meselesi bende edebi metinler ve edebiyat dergileri üzerinden gelişti. Bu damar hiç kurumadı bende. Ama Türkiye önemli bir kırılma noktası yaşıyor son yıllarda. Özellikle maruz kaldığımız darbeler ve yakamızı bir türlü bırakmak istemeyen hakim güç karşısında “millet” yeni bir pozisyon aldı. Bu bilge toplum bütün bu yaşananları toplum mühendislerinden, Batı işbirlikçisi aydınlardan, statükodan beslenenlerden daha sağlıklı değerlendiriyor. Türkiye'de toplum ortak bir akıl üretme hususunda rahmetli Menderes'ten itibaren çok önemli mesafeler aldı ve bu mesafenin yeni duraklarını şimdi yaşıyoruz. 6-7 Eylül Olayları'ndan 70'lerdeki katliamlara, 90'lardaki faili meçhullerden, 2000'lerde maruz kaldığımız darbe girişimlerine kadar milletin yakasından düşmeyen, bizi Batı'ya satan adamlardan kurtulmadıkça aynı senaryo taslağının sürekli önümüze konulacağını anladık artık. Dolayısıyla ben de bu halka karşı borcumu ödemek ve ülkenin demokratikleşmesine katkı sunmak için yazdım Yüzleşmenin Kişisel Tarihi'ni.

Çocukluğunuz ve gençliğiniz ülkücü bir çevrede geçmiş. Biraz bunu açar mısınız?

Babam 80 öncesi, bulunduğumuz şehirde Ülkücü Öğretmenler Birliği'nin Başkanı idi. Dolayısı ile geniş bir ülkücü çevrenin içinde şekillendi çocukluğum. Dayılarım da aynı şekilde İstanbul'da etkin isimlerdi. Gerisini tahmin etmek zor değil zaten. Tabi Gazi Eğitim'de okudum ve Gazi'de ülkücülük olağan bir kimlikti.

Sonra nasıl sorgulama sürecine girdiniz?

Ben üniversitede psikolojik danışma eğitimi aldım. Danışma tekniklerinin bazılarında çok kritik soru sorma mantıkları işler. Sanırım bu soru sorma becerisi ile beraber gelişen yoğun okuma sürecim etkili oldu. Mevcut ülkücü metinler sorduğum hiçbir soruya cevap veremiyordu. Müthiş bir yenilgi yaşadım kendi içimde. Ve geri çekildim. Elime ne geçerse okumaya başladım. Cemil Meriç'ten Seyyid Hüseyin Nasr'a, Bediüzzaman'dan Baudrillard'a kadar aklınıza kim gelirse sabahlara kadar okudum. Bitirdiğim her kitaptan sonra sokağa yenilenerek çıkıyordum adeta.

Ancak kitaptan, yine de o yıllarda bütünüyle bir kopuş olmadığını anlıyoruz.

Muhsin Yazıcıoğlu'nun varlığı beni bir süre kadar belli aralıkta tutmuştur. Kitapta da anlattığım gibi 70'lerin ikinci yarısından itibaren rahmetli Yazıcıoğlu'nun şekil vermeye çalıştığı ve Anadolu mayasına yaslanan bir kimlik inşası söz konusu. O yıllarda Ankara'da ülkücü gençlerin yayınladığı Nizam-ı Alem, Hasret, Genç Arkadaş gibi dergilerde giderek yoğunlaşan İslamî bir söylem vardır. Hatta 1977'de Ankara Konak Sineması'nda Yazıcıoğlu ve arkadaşları teşkilatlarda kullanılması için bazı sloganlar belirler. “Müslümanlar Küfre Karşı Tek Yumruk”, “İnananlar Kol Kola, Yürüyelim Hak Yola”, “Kanımız Aksa da Zafer İslam'ın” sloganları içerisinde Mümtaz'er hoca, Naci Bostancı ve Burhan Kavuncu'nun olduğu bir heyet tarafından belirlenir. Burada şunu görürüz: Çeşitli yazarların, tarihsel köklerini 1944 yılındaki Türkçülere yönelik Tek Parti saldırısına kadar götürdüğü izlek, 1977'deki bu toplantıda müthiş bir kırılma yaşamıştır. Bu aslında Anadolu çocuklarının kendi kimliklerini fark etmeye başladıkları bir sürecin kapısını açmıştır aynı zamanda. Açılan bu kapı BBP'nin kopmasına kadar götürülebilir. Ancak yine de tekamül etmeyen bir zihinsel yapı mevcut. Toplum ciddi şekilde 2000'lerde dünyadaki dönüşümü doğru algılamış ama ülkücü kurumlar ne yazık ki bu sosyolojik okumayı yapamamıştır. Bu sloganları belirleyen isimlerin hiçbirisinin orada kalmadığını, o yıllarda başlayan zihni gelişimlerini devam ettirdikleri görülür. Oysa ana yapı, yani benim “ortodoks ülkücülük” dediğim omurga ne toplumu ne de kendisini anlayamamıştır.

Kitaptaki eleştirileriniz yedi madde etrafında toplanıyor. Bu maddeleri nasıl belirlediniz?

Sol yayınların ülkücülük üzerine yaptığı hemen bütün çalışmaları okudum. Kendilerini haklı çıkartıp, bütün kusuru ülkücülere yaslamaya çalışan arızalı bir algıdan besleniyor bu kitaplar. Oysa Ergenekon davası sürecinde ortaya saçılan ve geri doğru yapılan politik okumalarda görüldü ki, 60 darbesinden itibaren Türk Solu cuntacı bir geleneği yürütür ve şiddet ile silah üzerinden gelişen bir ilişkisi var. Şimdi bunu görmezden gelip, 70'lerin bütün kabusunu ülkücülere yüklemek ahlakî değil. Kitaptaki 7 madde ülkücülüğü anlamak bakımından bence çok işlevsel. Sırasıyla ülkücülüğü taşıyan mito-politik unsunlar olarak Ergenekon Efsanesi, Bozkurt ve Kürşat üzerine eleştiriler ile başlıyor. Ardından Bursa Cezaevi'ndeki ülkücülerin çıkardığı Bizim Dergâh dergisini inceledim. Çünkü içe dönük eleştirilerin başladığı önemli bir yayındır bu dergi. Sonra zaten dergi teşkilatlarda yasaklandı, Ankara'da ofisi basıldı. 12 Eylül darbesinin ülkücü hareket üzerindeki algısı, işkenceler ve idamlar karşısında yapının taşıdığı paradoksal tutumu, 80'den sonra unutulmaya çalışılan “Esir Türk İlleri” söylemini, Muhsin Yazıcıoğlu'nun devlet ile hesaplaşmaya çalışan duruşunu ve en son da sanatçı Hasan Sağındık üzerinden ülkücü müziğin niçin kentlileşemediğini sorguluyorum.

Zaman zaman kendi tanıklıklarınıza da yer veriyorsunuz kitapta.

Aslında tanıklıklarımın çok azını kullandım. Daha çok kuramsal bir zemin üzerinde yürümeye çalıştım. Ciddi tarihsel olaylar gözlerimizin önünde yaşandı. Bunu çözümleyememek çağı doğru okuyamamaktır. Ülkücü düşüncenin en önemli sorunu bu, çağı doğru okuyamamak.


Haberin alındığı kaynak » haber.stargazete.com
159

EN SON GÜNDEM HABERLERİ

DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ