F5Haber KLASİK | RSS | Sitene Haber Ekle  | Favorilerine Ekle  | Astroloji  | Yemek Tarifleri  | Hava Durumu | Hakkında
F5Haber
Ana Sayfa Son Dakika Gündem Spor Magazin Ekonomi Dünya Medya Siyaset Teknoloji Yaşam Sağlık Kültür-Sanat Gazeteler

The İllusionist ve "Avaneleri"

POSTMEDYA - 22 Şubat 2012 Çarşamba, 16:57

Mustafa Karaalioğlu'nun tezleri vesayette karşı mı durma mı, vesayetci yapıyı koruma mı ?

POSTMEDYA

ANALİZ


''Üstelik, ince bir ayarla. Yani, kimse MİT soruşturması nedeniyle tepesi attığı için bütün Ergenekon, Balyoz, Andıç vs. davalarına laf etmeden. O dosyalarla bunu ayıran, aradaki farkı ustalıkla ayırıp, bugün yapılanın bir hata olduğunu söyleyerek.''

"Yargı hata yapabilir ve eleştirilir. Bu, sadece yargıyı eleştirmek anlamına gelir, başka bir maksat taşımaz."

"Geçmişte "vesayet" tınısı veren girişimlere tavır koyan herkes bugün aynı yerde değil."

Bu ifadeler Mustafa Karaalioğlu'nun bugünkü yazısından. İleri sürülen bu tezlerin doğruluğunu medya perspektifinden irdeleyelim.

BİRİNCİ TEZ

"Kimse MİT soruşturması nedeniyle tepesi attığı için bütün Ergenekon, Balyoz, Andıç vs. davalarına laf etmeden. O dosyalarla bunu ayıran, aradaki farkı ustalıkla ayırıp, bugün yapılanın bir hata olduğunu söyleyerek."

Peki gerçek böyle mi?

Sabah-Star-Yenişafak üçlüsünde Karaalioğlu'nun sözünü ettiği davalara gerçekten "laf edilmedi" mi?

Peki Karaalioğlu'nun saydığı davalara Ahmet Hakan, Mehmet Yakup Yılmaz, İsmet Berkan, Nuray Mert gibi gazetecilerin yaptığı eleştirinin tıpa tıp aynısınının Mustafa Karaalioğlu'nun sağ kolu İbrahim Kiraz tarafından Star'da yapıldığını söylesek ne dersiniz?

Bakın Kiraz ne yazmış:

"Bu kadroların Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarında gösterdikleri başarı önceleri kamuoyunda takdir görüyor, alkışlanıyordu. Ama bu alanda yapılanlar giderek kamu vicdanında karşılık bulmamaya başladı. Çünkü soruşturma ve yargı süreçlerinde "kurunun yanında yaşın da yandığı" algısı oluşmaya başlamıştı. Ergenekon davasının asıl amacından uzaklaştığı, özel intikam girişimlerine alet edildiği düşüncesi yaygınlaşıyordu. Mesela Hanefi Avcı, Ahmet Şık, Nedim Şener gibi isimlerin kendilerine isnat edilen suçlardan dolayı değil, yazdıkları kitaplar yüzünden bu sürece dâhil edildiklerini düşünenlerin sayısı her geçen artıyordu."

Bu eleştirilerin aynısını Hürriyet-Milliyet-Vatan-Birgün gibi gazetelerdeki onlarca yazar yaza yaza temcit pilavına çevirmedi mi?

Aynen öyle…

Kiraz'ın şu satırları; "Suçlu olup olmadıklarına nihayet muhakeme sürecinin en sonunda karar verilecek olan kişilerin bu uzun süre boyunca tutuklu yargılanmaları bir "peşin cezalandırma" anlamı taşımıyor mu?"

Ergenekon davası karşıtlarının söylemlerinin bire bir aynısı değil mi?

Daha ileri gidelim…

CHP'nin temel tezi "Özel yetkili mahkemelerin kaldırılması"dır. Bakın İbrahim Kiraz nasıl CHP'yle pişti oluyor:

"Belirli şartların gereği olarak ortaya çıkmış olan özel yetkili mahkemeler artık işlevini tamamladığına göre Türkiye'yi olağanüstü şartların yaşandığı bir ülke olarak gösteren bu uygulamayı daha fazla sürdürmenin gereği yok."

Örnekleri Karaalioğlu'nun sağ kolundan vermek, Karaalioğlu'nun "Ergenekon, Balyoz, Andıç vs. davalarına laf etmedik" tezini çökertmesi açısından önemliydi.

Karaalioğlu'nun kastı kendi gazetesini de aşan biçimde Star-Yenişafak-Sabah üçlüsünü kapsıyor aslında. Yenişafak'tan Abdülkadir Selvi'nin açıkça "Özel Yetkili Mahkemeler kaldırılsın" diye yazdığını,yine sürecin başından bu yana hararet ve telaşla kaleme sarılan Yenişafak'tan Ali Bayramoğlu'nun "Özel Yetkili mahkemeler ve İstanbul Emniyeti tasfiye edilsin" diye yazdığını, Sabah'tan Taha Özhan'ın "Özel yetkili mahkemeler darbecidir" diye yazdığını hatırlatmaya bile gerek yok herhalde…

Karaalioğlu, okurların yazılanları unuttuğunu ya da görmediklerini varsayarak illüzyonla tezini oturtmaya çalışıyor ama gerçekler tırnak içi ifadelerden görüleceği üzere oldukça farklı…

GELELİM İKİNCİ TEZE

Karaalioğlu, Sabah-Star-Yenişafak üçlüsünün geçmişte Doğan Grubu'nun TSK'yla ilgili yaptığı "koro halinde savunma"yı bakın nasıl anlatıyor: "Yargı hata yapabilir ve eleştirilir. Bu, sadece yargıyı eleştirmek anlamına gelir, başka bir maksat taşımaz."

Peki Star'ın yaptığı eleştiri miydi?

Star Gazetesi açık açık Savcı'yı hedef yapmadı mı?

Savcının dosyadan alınmasını yeterli görmeyip "hülle var" diyerek HSYK'yı açıkça göre davet etmedi mi?

HSYK'nın savcıyla ilgili inceleme başlatmasıyla ilgili sevinç manşetleri atmadı mı?

Bu da yetmeyip HSYK'dan İbrahim Okur'u Savcılar aleyhine konuşturup manşet yapmadı mı?

Son günlerin popüler deyimiyle "kini" iyice abartıp, Mehmet Ali Birand'ın gazetecilik faaliyetini "ikna odası" yaftalamasına sokup, başörtülülerle ilgili metaforu istismar etme pahasına savcılarla ilgili içi "soruşturmanın gizliliğini ihlal" ihbarıyla dolu bir haber yapmadı mı?

Tüm bunları yapan Star'ın Yayın Yönetmeni'nin şimdi çıkıp, "sadece yargıyı eleştirdik" demesine ancak gülünür.

Star, son bir haftalık yayın çizgisiyle Alper Görmüş'ün tespitiyle "gazetecilik dilini bırakmış"tır..

Karaalioğlu'nun çabası bir haftada yaptıklarını etik kılıfa sokmak ama mızrak kılıfa sığacak gibi değil.

ASIL ELEŞTİRİ KONUSUNA GELİNCE

Karaalioğlu'nun yazısının asıl eleştiri noktası ise "Geçmişte "vesayet" tınısı veren girişimlere tavır koyan herkes bugün aynı yerde değil." fikri.

Star'ın yaptığının vesayete karşı durmak mı yoksa "iyi çocuğu ölümüne savunmak" mı olduğunu tartışmaya bile gerek yok ama konuyu yine de gazetecilik ilkeleri çerçevesinde irdeleyelim..

Yıllarca Türkiye'de TSK'nın işlediği bütün kabahatler ve suçların üstünün örtülebilmesini Merkez Medya denilen Doğan Grubu sağladı. TSK aleyhine hiçbir haberi görmedikleri gibi, TSK'ya yönelik eleştirilerin üzerine sert biçimde gittiler. TSK'nın itibarını yükseltmek için her türlü reklam habere imza attılar. TSK eksenli suçun üzerine gitmeye yeltenen Ferhat Sarıkaya gibi savcıları parçaladılar.



Şimdi bu paragraftaki "TSK" yı çıkartın, yerine "MİT" koyun; "Doğan Grubu"nu da çıkartın yerine "Star-Sabah-Yenişafak" koyun..

Evet geçmişte "Bir kurumu" bizden diye savunan Doğan Grubu gitti, şimdi "başka bir kurumu" bizden diye savunan "Star-Sabah-Yenişafak" geldi.

Doğan Grubu "bir vesayeti" koruma adına bunu yapıyordu; Şimdi bu üç gazete "başka bir vesayeti" koruma adına bunu yapıyor.

Fark bu..

Bir örnek verelim:

Suriye Muhalefeti'nin askeri kanadının komutanı Albay Hermuş, bir MİT Ajanı tarafından kaçırılarak Esad yönetimine teslim edildi ve öldürüldü.

Bu uluslar arası çapta bir istihbarat skandalıdır. Bunu ne akıl ne de vicdan kabul eder. Günlerdir Hürriyet'ten Akşam'a kadar Star-Sabah-Yenişafak haricindeki gazeteler olayın vahim detaylarını yazıyor. Bu üç gazete haberi görmediği gibi, saptırmak ve üstünü kapatmaya çalışıyor.


Sabah Gazetesi'ne Yahya Bostan imzasıyla yayınlanan habere bakmak yeterli. Star ise olayı ilk gün içerden küçücük gördü ama o küçücük haberde defalarca "Eski Mitçi Ö.S" tabirini kullandı. Tırnak içi bu tamlamayı defalarca vererek.

Oysa ortaya çıktı ki; 28 Ağustos'ta yaşanan bu skandalın üzerini MİT örtmek için aylarca uğraştı, sonunda Savcılık gözaltı kararı verince apar topar haberin gazetelere yansımasından kısa bir süre önce işten çıkartıldı.

Suriye Muhalefetine ağır darbe vuran bu olayı Sabah-Star-Yenişafak'ın es geçmesi, Şemdinli olayında Hürriyet'in yaptığının tıpkısının aynısıdır.

Vesayet denilen şey, bir kurumun kutsanması, gerçeklerin üzerinin örtülmesi, hukukun dışında alanlar yaratılması, erklerden birinin mutlak güç haline getirilmesi, yargının bağımsızlığının yok edilmesiyle olur.

Geçmişte TSK'dan ayar alarak belli alanların üzerine gidemeyen yargının, bugün AK Parti Genel Merkezi'nden ayar alarak ilerlemesini istemekse "Anti Vesayetçilik" bu durum Karaalioğlu'na hayırlı olsun…

Haberin kaynağı » www.postmedya.com
Günün Öne Çıkanları
Medya Son Dakika
Medya Öne Çıkanlar
Spor Haberleri Gazete Manşetleri Gazeteler, Medya Linkleri Burç Yorumları

119
Günün Gazete Manşetleri  |   Astroloji - Burçlar  |   Yemek Tarifleri  |   Hava Durumu  |   Medya Linkleri  |   Sitene Haber Ekle  |   Hakkımızda  |   REKLAM